Modern Ortadoğu’daki Kürtlerin Jeopolitik Durumu ve Statü Arayışları
Modern Ortadoğu’da Kürtlerin jeopolitik durumunu ele aldığımızda şunu açıkça görebiliyoruz: Aslında modern Ortadoğu’nun en önemli toplumsal ve siyasal aktörlerinden biri olan Kürtler; Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasında bölünmüş şekilde geniş bir coğrafyada yaşamaktadır. Bölgedeki savaşlar, devlet politikaları ve uluslararası güç dengeleri, Kürtlerin siyasal statüsünü ve jeopolitik konumunu doğrudan etkilemektedir. Özellikle Irak ve Suriye’de son yıllarda ortaya çıkan yeni siyasal yapılar, Kürtlerin bölgesel siyaset içindeki rolünü daha görünür hâle getirmiştir.
Bu bağlamda Kürtlerin elde ettiği kazanımların korunması, bölgesel dengeler içinde değerlendirilmesi ve geleceğe yönelik stratejik bir perspektif oluşturulması önemli bir mesele olarak öne çıkmaktadır.
Modern Ortadoğu’daki Kürtlerin statü arayışları ve jeopolitik durumları incelendiğinde, temel ve tarihsel sorunlarının nasıl çözülebileceği sorusu ön plana çıkmaktadır. Bu sorunlara nasıl bir modelin uygun olabileceği üzerine düşünülürken, birçok Avrupa ülkesinde uygulanan yönetim modelleri örnek alınarak çözüm yolları geliştirilebilir.
Nitekim birçok Avrupa ülkesinde, özellikle de günümüz Almanya’sında yürürlükte olan ve fiilen uygulanan federal modellerin, doğru kurumsal çerçeve içinde uygulandığında yüksek düzeyde başarı ve kazanımlar üretebildiği söylenebilir. Bu çerçevede benzer bir yönetim modelinin Suriye’de, İran’da ve Irak’ta da tartışılması ve değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Önemli olan, hangi idari yapının toplumsal barışı, eşitliği ve ortak geleceği daha güçlü şekilde teminat altına alacağıdır. Farklı yönetim modellerini konuşmak ve değerlendirmek; kopmak, ayrılmak, bölmek ya da birliği zayıflatmak anlamına gelmez. Aksine bu tür tartışmalar, daha kapsayıcı ve dayanıklı bir devlet yapısının oluşmasına katkı sağlayabilir.
Devletlerin soruna çözüm üretmeye yönelmesi gerekmektedir. Çünkü inkâr ve asimilasyon politikalarıyla bir sonuca varılamayacağı artık açıkça görülmektedir. Bu tür politikalar sorunun çözümü için yalnızca zaman kaybına yol açmaktadır.
İnkâra dayalı olarak uygulanan politikalar sonuç vermemiştir. Hatta ne kadar inkâr politikalarına maruz kalmış olsalar da Kürtler güçlü bir direniş göstererek varlıklarını ortaya koymayı başarmışlardır. Ne kadar asimilasyon dayatılmışsa, Kürtler de o kadar kadim dillerini ve kültürlerini koruyup yaşatmayı sürdürmüşlerdir. Özgürlük taleplerini daha güçlü bir şekilde dile getirerek büyümüş, güçlenmiş ve siyasal olarak da varlıklarını pekiştirmişlerdir.
Ne kadar “hayalî Kürdistan” söylemi dile getirilmişse de, buna paralel şekilde Kürtler statü ve siyasal kazanımlar elde ederek güçlenmişlerdir. İnkâra dayalı politikaların sonuç vermediği artık açıkça görülmektedir. Bu nedenle geçmişte yapılmayanların üzerine gitmek ve çözüm odaklı bir yaklaşım geliştirmek daha faydalı olacaktır.
Savaş ve çatışma ortamından bir an önce uzaklaşmanın herkes için daha faydalı olacağına inanıyorum. Kürtlerle diyalog zemini oluşturularak karşılıklı müzakere süreçleri başlatılmalıdır. Tüm taraflar için en fazla faydayı sağlayacak çözüm yolları açıkça konuşulmalı ve ortak bir gelecek perspektifi geliştirilmelidir.
Bu yaklaşım, başta Türkiye olmak üzere Kürtlerin birlikte yaşadığı diğer ülkeleri de daha güçlü, daha istikrarlı ve daha demokratik hâle getirecektir. Silahların susması, savaşların sona ermesi; yaşlıların, kadınların, gençlerin ve çocukların ölmemesi; annelerin ağlamaması ve herkesin vicdanının rahat olması kötü bir şey olabilir mi?
Her zaman önümüzdeki tek yolun, savaşa değil barışa hizmet eden bir yol olması gerektiğine inanıyorum.
Turk News Gazetesi